1 Kasım 2015 Pazar

Uygar Topumların Ahlak Sorunu Üzerine Düşünceler

'Öylesine'... Hiçbir şeyin 'öylesine' olmadığı zamanlarda kendini rahatlatmanın başka bir yolu olmadığını sezen bilincin yansıması mı bu 'öylesine'lik tavır... Öylesine... Bir genel seçimin daha ardından, bu sefer (b)öylesine olmuş(uz) işte, sonuçlar ortada... Zor günlerden geçmişiz, geçeceğiz de daha belli ki, renkler kendilerini bulana kadar daha çok uzun bir yolumuz var görünen o ki, ülkecek... Yok, çok da ayrı yerlerde olduğumuzu düşünmüyorum.. Ayrılık, yöntemlerden kaynaklanıyor yalnızca, yaşananlardan değil.. Ve hala kağıt üzerine bir şeyler bırakanlar var.. Benim medâr-ı kelâmım da kağıda yazılanlarla olsun... Bu kaosun ortasında şaşırtıcı olacak belki ama, olabildiğince mekanik olmayan, insani sesi de korumaya devam ederek..

Yaşam, içgüdü ve akıl üzerine bir yazı yazmış Doç. Dr. Hamdi Bravo Düşünbil Dergisi'nde.. Yazısında Freud temelli bir açımlamadan yola çıkarak Kant, Socrates ve Nietzsche'nin ahlak ve yaşam çelişkisinden bahsediyor. Evet Kant, elinde bir çekiç, Newton fiziği üzerine temellendirdiği 'akla göre yaşama' nın altruizminde bencilliği reddetmektedir. Kant'ın yorumlamasını, içgüdüye dayalı ve amacı mutluluk olan yaşam hayvanlara özgü iken, amacı ahlaksallık olan yaşamın insana özgü olduğu şeklinde gerçekleştirmiştir Hamdi Bravo. Ayrıca Sokrates'ın, ölüme hazırlanmakla, hastalığından kurtulması arasında bir bağlantı kurmuştur. Burada eklenecek bir nokta, Socrates'ın da ahlakçı bir akılcı olduğu ve 'kendini tanı' ilkesi ile her kişinin doğuştan iyi olduğunu ileri sürmesidir. İnsan doğuştan iyi midir? Doğuştan iyi olunabilir mi? Bugün bu tür soruları gündeme getirmenin ne tür bir toplumsal anlam yarattığı üzerine derinleşebilir miyiz peki?

Gelinen noktada, insanın, hiç de doğuştan iyi olmadığı, yalnızca içinde bulunulan ana göre faydasını maksimize etme yönünde bir eğilim içinde olduğu açık. Ne içinde bulunduğu anı kendisi seçiyor insan, ne kendisine ve ileri götürmek istediklerine olan faydasını net bir biçimde tanımlayabiliyor, ne de bu bulanık faydanın maksimizasyonunu kontrol koşulları kendisine bağlı.. Öyleyse?.. Descartes, Socrates ve Kant'tan yola çıkalarak varılan sonucun II. Dünya Savaşı sonrası doğanların, güzel işlemeli çantalarımızın, pek hoş kaykaylarımızın, spor ayakkabılarımızın yanına düştüğünü görüyoruz.. Kocaman bir sosyal sorumluluk bu... Bakmayın, ne kadar çok tüketirsek o kadar iyiyiz (!).. 

Böyle bir ortaklaşa tüketimde, eğer herhangi bir kurumsal bağınız var ise, olmak da zorunda ise (bu zorunuluğun nedenlerine değinecek kadar uçmuş olmadığımı kabul ediyorum), kaçışın sınırlarını iyi yontmaktan başka çare yok.. 'Özgür irade' konusu çoktan rafa kalkmış durumda.. Freud ölmedi, yüreğimizde yaşıyor, bilimin felsefeden ayrıştırılması ise zaten bir 20. yüzyıl hatası uzantısı, bütüncül olmalıydı ama yontuldu 21. yüzyıl bilimlerinin kaderinden pek de farkı olmayan bir biçimde.. 

20. yüzyıl bilimi deyince belirlenimcilikten bahsetmek gerekiyor biraz.. 'Hayat' olarak addedilenin tecavüze girdiği nokta.. Müdahaleye.. 'İlişki'nin nasıl kurulması gerektiğini bilme yetisinden mahrum bir 'hayat'ın yükü bilimin üzerine binmeye devam ettikçe, bilimin sırtı kambur olmaya devam edecek.. İnsanlar kendilerini 'ses' ve yanlış yapılandırılmış bir dil, yanlış yapılandırılmış ifadeler üzerinden dışavurma çabası vermeye devam ettiği sürece.. Arkada uzanan kuyruk geçmişin kuyruğundan başkası değil.. 'Toplumsal bilinçaltı' na değinmiş miydik? Vurmaktan çok daha acil halledilmesi gereken sorunlar var oysa ki..

Bulanıklar koşarken tutmaya çalışmaya alışmış olmak kötüdür.
Velhasılı kelam, ilacınızı her zaman, uyuşmadan, dilinizin altında saklamayı unutmayınız.. 




    






26 Nisan 2015 Pazar

Alışıkta Kalışık

Ortaya koymak ile kabul etmek arasında ince bir çizgi vardır ve bu çizgi genelde  her göz tarafından görülmez. Ya da uyum göstermek ve reddetmek, bazen o kadar yumuşak bir biçimde ayrılır ki birbirinden, bu üçü bir araya geldiğinde durumun tanımlamasını yapmak her babayiğidin harcı olmaz.. İyisi mi, kabulde direncini al, vur ortaya koymaya..

13 Mart 2015 Cuma

Olmaz ki

Ben nesneleşmezsem, sen nesneleşmezsen, o nesneleşmezse... 
Nasıl çıkmaz aydınlıklar karanlığa?...


3 Şubat 2015 Salı

Gözetim Üzerine

"Drawing on the above, the gaze of contemporary surveillance can be viewed as rhizomatic, ‘‘no major population groups stand irrefutably above or outside of the surveillant assemblage’’. Individuals, groups, organizations and governments, across all sectors of society, are involved both as agents and targets of surveillance. Importantly, no central actor can be understood as being ‘‘in power’’ of present-day surveillance; top-down hierarchy does not neatly fit a domain whose boundaries are ever-changing and hazy." 

Gözetim üzerine

‘‘Global surveillance’’ is not the result of a Machiavellian project whose end is to take control over individual minds. The hypothesis of a Big (or even a small) Brother is very far from what [is currently happening]. In fact, the very concept of ‘‘control’’ constitutes a fantasy – that of a radical and ultimate manipulation of individuals. [. . .] This infantile view of surveillance is currently imploding and fissuring due to the proliferation of non-hierarchical, polycentric, and multi-objective surveillance technologies.